18 Nisan 2013 Perşembe


ALLAH BU ÖĞRETMENLERİN BELASINI VERSİN Mİ?

Bir keresinde bir annenin çocuğuna kızdığını duydum. Ne dedi biliyor musunuz? “Okul açılsaydı da kurtulsaydım senden. Okula gidersin, ben de evde kafamı dinlerim.” Başka bir zamanda ise kıymetli öğretmenlerimizin hakkını verdiğini de duydum: “Allah yardımcısı olsun bu öğretmenlerin. Biz evde iki tanesi ile uğraşamıyoruz; onlar sınıfta 30 tanesine laf yetiştiriyor. Vallahi zor işleri.”

Servis şoförü evin önüne gelir, korna çalar durur öğrenci aşağıya insin diye. Öğrenci aşağıya iner; servise biner, okula doğru yola çıkar. Serviste kıyamet kopar; müzikler, danslar, kavgalar, şakalaşmalar. Bir tantana kopar okula gidene kadar. Servis şoförü kendi kendine söylenir: “Nasıl çocuk bunlar arkadaş? Nasıl bir eğitim alıyor bunlar? Şu yaptıkları hareketlere bak!” O da faturayı öğretmene keser.

Okuldaki hizmetli bile faturayı öğretmene keser. Şu sınıfın haline bak, tuvaleti nasıl kullanıyor bunlar, ellerine geçeni bahçeye ya da koridora atıyorlar, sanki çöp yok. Nasıl bir eğitim alıyor bunlar. Halbuki o da okulda ve öğretmenleri görüyor.

Okula gelip giderken öğrencilerin hal ve hareketlerinden, giyimlerinden, konuşmalarından, şakalaşmalarından yalnızca öğretmenler sorumlu. Hepsini onlar kontrol etmeli. Onlar öğrencileri şekillendirmeli. Bu çocukların anne ve babaları bu işlerden sorumlu değil sanki.

Velilerimiz okula gidipte öğretmenlerimizi ziyaret etmezler. Giderlerse okuldan para isterler. Vermemek için ise okula gitmezler. Çocuğun okul üniformasını ve defterlerini aldıkları zaman iş tamam. Üstlerini düşeni yaptılar. Çocuk okulda ne yapar, kiminle gider gelir, kiminle arkadaşlık eder, derslerde durumu nedir, sormak yok. Zaman gelir öğrenci ile ilgili bir sıkıntı olur. Bu sefer aile okula gider. Ama bu gidiş kavgaya olur. “Benim çocuğuma siz ne yaptınız? Ne hakkınız var? Yapamazsınız!” diye bağırır dururlar. Kendisi haklı. Okuldakilerin birşey yaptıkları yok zaten. Öğretmen önce veliyi sakinleştirmeli, sonra durumu anlatmalı. Bir de şu var ki, öyle şeyler söylemeli ki aile çocuğa evde zarar vermesin.  Daha bir de bu var. Ama aile haklı ya, çocuk ile ilgili durum anlatıldığında bu seferde: “niye daha önce haber vermediniz? Haber verseydiniz şimdi böyle mi olurdu?” İyi de kardeşim, sen niye çağırılmayı bekledin ki? Hem daha önce veli toplantılarına çağırdılar gitmedin. Gitseydin belki durumu o zaman öğrenirdin. Okul bahçesinde görüyorum ben. Tenefüs vakti olunca tüm öğrenciler dışarı öyle bir çıkıyor ki! Sanki hepsi savaşa gidiyor. Ne curcuna ne curcuna. Kimin ne yaptığı belli değil. Ortalıkta 5-6 top var. Hepsi koşuşturuyor. Oğlan çocukları kızların oyununu bozar. Kendilerinden küçük çocukların oyunlarını bozarlar. Bazı oğlanlar kız çocuklarını rahatsız eder, laf dalaşı olur. Birbirine taş atan çocuklar olur. Bunların hepsine o koca bahçede iki ya da üç öğretmen bakar. 10 dakikalık teneffüste hepsine yetişmeye çalışır. Bir tanesi düşüp bir yerini incitse öğretmen bu sefer ona koşar, yarasına bakar. Ben çok defa öğretmenlerin arabaları ile bir çocuğu hastaneye ya da ailesine götürdüklerini gördüm. Ama durumdan öğretmen sorumlu. Herkes ona sorar. Velilere göre müdür ve müdür yardımcıları da zaten odalarından çıkmazlar. Çay içer, muhabbet eder, otururlar. Başka bir şey yapmazlar.

Bir de hergün okula giden velilerimiz var. Ama onların okula gitmesi bence biraz farklı. Orada arkadaşları ile buluşup bir süre muhabbet edenler, okuldan sonra birinin evine gidip sohbet edenler var. Onlar da bu sohbetlerinde tüm eğitimi düzeltirlermiş. Okulu kurtarırlarmış.

Ama bazıları da var ki Allah onların sayısını artırsın. Okulu sık sık ziyaret ederler. Öğretmenleri ziyaret ederler. Hem de hepsini. İçinde Beden Eğitimcisi, Müzikçi ve Resimcisi de dahil. Önce öğretmenlerin hatırlarını sorarlar. Sonra çocuklarının durumlarını sorarlar. Ve öğretmenden tavsiye isterler. “Hocam, bu çocuğa ne yapalım? Nasıl destekleyelim?” derler. İşte o veliler ve görüştükleri öğretmenler sayesinde eğitimimiz güçleniyor ve güçlenecek.

Bazı veliler var ki öğretmeni ve okul idaresini ziyaret ederler ve “yapabileceğimiz bir şey var mı?”, “Okulumuzun bir ihtiyacı var mı?” diye sorarlar. İşte o veliler ve destekleri sayesinde eğitimimiz güçleniyor ve güçlenecek. Amma ve lakin, bu velilerin sayısı çok az. Keşke artırabilsek sayılarını. Okuldan istenen herhangi bir para konusunda bir sürü dedikodu çıkar. Okul idaresi ve öğretmen bu para meselesini anlatana kadar çatlar. Bunu da zaten yalnızca gelen birkaç veliye anlatabilir.

Öğretmen okula aç gelen öğrenciye bir şeyler öğretmekle uğraşmalı. Kahvaltı yapmadan, öğle yemeği yemeden gelen öğrencinin beynine bir şeyler sokmaya çalışmalı. Bunlarla tek başına uğraşmalıdır.

Öğretmen ödev verse bir suç, vermese bir suç. “yav, bu öğretmen de hiç ödev vermiyor, nasıl öğrenecek bu çocuklar” diyen veliler vardı. Bir ara öğretmen bu şikayetlerden rahatsız olmuş ve ödev vermiş. Bu sefer veli şöyle diyor: “yav, vermedi vermedi dedik, bu seferde çocuğun canı çıkıyor ödev yapmaktan.” Ne yapsın bu öğretmen? Veliyi mi, müdürü mü, hangisini memnun edecek? Hiç kimsenin öğretmen ve öğrenciyi düşündüğü yok.

Tabi bazı öğretmenler var, okula gelirken iki çanta ile gelir. Çanta taşımaktan fıtık olur. Ama bir yıl boyunca elinde bir kitap ile gelen öğretmenler de var. Neden birkaç öğretmen için tüm öğretmenler suçlanıyor ki? Yazık, o çalışkan olan öğretmenler öbür arkadaşlarının da yükünü çekmek zorunda kalıyorlar.
Allah tüm eğitimcilerimizin yardımcısı olsun.

Gaziantep’imiz sanayisi ile gelişmiş bir il. Türkiye’nin altıncı büyük kenti. Ama bu büyüklük sanayi ile büyüklük. Eğitimde bunu yakalayamadık. Nasıl yakalayalım ki? Neden öğrenci okula gitsin ki? Nasıl olsa bir sürü fabrika var. Birisinden birisinde illa ki iş bulur. Peki öyleyse neden gençliğini derse deftere versin ki? Gezer, tozar, gününü gün eder. Sonra elbet bir iş bulunur. Zira anne ve babası ona farkında olmadan bir şey söyler, bu da öğrencinin beynine işler: “Yavrum derslerine çalışırsan kendin için, bize birşeycik olmaz. Okulda başarılı olamazsan seni bir işe koyarız, gider çalışırsın. Ya da benimle dükkana gelirsin.” Sözüm ona bu bir tehdit. Çocuk bu cümleyi duyduktan sonra korkacak, ders çalışacak ve başarılı olacak. Halbuki çocuk bunu farklı anlar. Bu cümleden çocuk ne anlar biliyor musunuz? “Tamam, sıkıntı yok. Okul olmazsa babamlar beni bir işe koyacaklar.” der. Ve derse beklendiği kadar çalışmaz.

Gaziantep insanı çalışır. Çalışmayı sever. Çalıştığı ile kazandığını yemeyi de sever. Çalışır ve işini büyütür. Yıllardan beri bu böyle olmuştur. Aile şirketleri kurulmuştur. Bu şirketler büyümüştür. Babalar için evlatları önemli. Çünkü kendilerine yardım edecekler. İşi devralacaklar. Öyleyse okula verilen zaman bazen bir kayıptır. Okula gidip aylak aylak dolaşacağına babasına yardım etsin. Bu mantıkla, uzun yıllar boyunca çocuklar babalarının iş yerinde yardım ettiler. Okulda çok başarılı olmayan genç, para kazanmaya başladı. Daha da zenginleşti. Arkadaşlarına örnek oldu: “o da derslere çalışmadı ama zengin oldu” dedi arkadaşları. Gün geldi, tesis büyüdü, tesis için yeni ve nitelikli elemanlar gerekmeye başladı. Burası Gaziantep, bulunur tabi. Bulundu da, bulunanların ihtiyaç duydukları ya da istedikleri maaşlar yüksek oldu. Bu durumda babalar pişman oldular. “Keşke bizim oğlanı okutsaydık, şimdi şu müdüre bu kadar para vermek zorunda kalmazdık.” İş yerinde yapmak istedikleri atılımlar için farklı insanlar gerekti. Ancak bu dakikadan sonra eğitime bakış açımız değişmeye başladı. Fakat geç kalmıştık. Zararın neresinden dönsek kârdır dedik. Gazianteplinin eğitime bakış açısı çok değişti. Şimdilerde “hiç değilse askerde rahat etmek için oku.” demeye başladık. Hele ki Valiliğimiz ve İl Milli Eğitim Müdürlüğümüzün çalışmaları çok heyecan ve umut verici bir durumda.

Ben ilgili ve yetkili makamların yapmaları gerekeni yaptıklarına inanıyor ve bunu görüyorum. Fatih adlı proje için çok çaba harcanıyor. Okullara takmaya başladıkları o akıllı tahta çok büyük bir yatırımmış. Ve öğrencilere tablet bilgisayar dağıtılmaya başlandı. Bu cihazların kullanılmasını sağlamak bizim sorumluluğumuzda. Öğretmen okulda dersini anlatacak ve ödevini verecek. Bunun yapılmasını sağlamak bizim ödevimiz olmalı. Biz dikkat etmezsek ne olur: o tablet üzerinde oyun oynar, internette gezer, arkadaşları ile mesajlaşır. Ödev yapmayınca ne yalanlar uyduruyorlarmış okulda bizim çocuklar, inanamazsınız. Belki de siz o gün hastanede yattınız; bir yakınınız vefat etti, eve giderken kaza geçirmişsinizdir.

Sıra biz velilerde.

Eğitimde başarı için herkesin birlikte çalışması gerektiğini bilmeyen yok. Ama bu birlikteliği yapan çok az. Her şey ve herkes öğrencinin etrafında toplanmalı. Veli, öğretmen, okul idaresi bir araya gelmedikçe istediğimiz başarıyı bence yakalayamayız. Öğrenci her yönden sarıldığını bilmeli. Bu bir araya gelmeler sık sık olmalı. Bütün okul velilerinin bir araya gelmesinden ziyade sık sık ama sınıf olarak bir araya gelmeliyiz. Öğrencilerimize ve okulumuza neler yapabiliriz; onu konuşmalıyız. Herkes bu iş için elini taşın altına sokmalı. Öğretmenlerimizin yönlendirmelerini dikkate alarak hemen uygulamalıyız.

Eeee, herkes gibi ben de eğitim ile ilgili yazdım. Ama gördüklerimi ve duyduklarımı yazdım. Uydurmadan, hava, tafra atmadan.