ALLAH BU ÖĞRETMENLERİN BELASINI VERSİN Mİ?
Bir keresinde bir annenin
çocuğuna kızdığını duydum. Ne dedi biliyor musunuz? “Okul açılsaydı da
kurtulsaydım senden. Okula gidersin, ben de evde kafamı dinlerim.” Başka bir
zamanda ise kıymetli öğretmenlerimizin hakkını verdiğini de duydum: “Allah
yardımcısı olsun bu öğretmenlerin. Biz evde iki tanesi ile uğraşamıyoruz; onlar
sınıfta 30 tanesine laf yetiştiriyor. Vallahi zor işleri.”
Servis şoförü evin önüne gelir,
korna çalar durur öğrenci aşağıya insin diye. Öğrenci aşağıya iner; servise
biner, okula doğru yola çıkar. Serviste kıyamet kopar; müzikler, danslar,
kavgalar, şakalaşmalar. Bir tantana kopar okula gidene kadar. Servis şoförü
kendi kendine söylenir: “Nasıl çocuk bunlar arkadaş? Nasıl bir eğitim alıyor
bunlar? Şu yaptıkları hareketlere bak!” O da faturayı öğretmene keser.
Okuldaki hizmetli bile faturayı
öğretmene keser. Şu sınıfın haline bak, tuvaleti nasıl kullanıyor bunlar,
ellerine geçeni bahçeye ya da koridora atıyorlar, sanki çöp yok. Nasıl bir
eğitim alıyor bunlar. Halbuki o da okulda ve öğretmenleri görüyor.
Okula gelip giderken öğrencilerin
hal ve hareketlerinden, giyimlerinden, konuşmalarından, şakalaşmalarından
yalnızca öğretmenler sorumlu. Hepsini onlar kontrol etmeli. Onlar öğrencileri
şekillendirmeli. Bu çocukların anne ve babaları bu işlerden sorumlu değil
sanki.
Velilerimiz okula gidipte
öğretmenlerimizi ziyaret etmezler. Giderlerse okuldan para isterler. Vermemek
için ise okula gitmezler. Çocuğun okul üniformasını ve defterlerini aldıkları
zaman iş tamam. Üstlerini düşeni yaptılar. Çocuk okulda ne yapar, kiminle gider
gelir, kiminle arkadaşlık eder, derslerde durumu nedir, sormak yok. Zaman gelir
öğrenci ile ilgili bir sıkıntı olur. Bu sefer aile okula gider. Ama bu gidiş
kavgaya olur. “Benim çocuğuma siz ne yaptınız? Ne hakkınız var? Yapamazsınız!”
diye bağırır dururlar. Kendisi haklı. Okuldakilerin birşey yaptıkları yok
zaten. Öğretmen önce veliyi sakinleştirmeli, sonra durumu anlatmalı. Bir de şu
var ki, öyle şeyler söylemeli ki aile çocuğa evde zarar vermesin. Daha bir de bu var. Ama aile haklı ya, çocuk
ile ilgili durum anlatıldığında bu seferde: “niye daha önce haber vermediniz?
Haber verseydiniz şimdi böyle mi olurdu?” İyi de kardeşim, sen niye çağırılmayı
bekledin ki? Hem daha önce veli toplantılarına çağırdılar gitmedin. Gitseydin
belki durumu o zaman öğrenirdin. Okul bahçesinde görüyorum ben. Tenefüs vakti
olunca tüm öğrenciler dışarı öyle bir çıkıyor ki! Sanki hepsi savaşa gidiyor.
Ne curcuna ne curcuna. Kimin ne yaptığı belli değil. Ortalıkta 5-6 top var.
Hepsi koşuşturuyor. Oğlan çocukları kızların oyununu bozar. Kendilerinden küçük
çocukların oyunlarını bozarlar. Bazı oğlanlar kız çocuklarını rahatsız eder,
laf dalaşı olur. Birbirine taş atan çocuklar olur. Bunların hepsine o koca
bahçede iki ya da üç öğretmen bakar. 10 dakikalık teneffüste hepsine yetişmeye
çalışır. Bir tanesi düşüp bir yerini incitse öğretmen bu sefer ona koşar, yarasına
bakar. Ben çok defa öğretmenlerin arabaları ile bir çocuğu hastaneye ya da
ailesine götürdüklerini gördüm. Ama durumdan öğretmen sorumlu. Herkes ona
sorar. Velilere göre müdür ve müdür yardımcıları da zaten odalarından
çıkmazlar. Çay içer, muhabbet eder, otururlar. Başka bir şey yapmazlar.
Bir de hergün okula giden
velilerimiz var. Ama onların okula gitmesi bence biraz farklı. Orada
arkadaşları ile buluşup bir süre muhabbet edenler, okuldan sonra birinin evine
gidip sohbet edenler var. Onlar da bu sohbetlerinde tüm eğitimi düzeltirlermiş.
Okulu kurtarırlarmış.
Ama bazıları da var ki Allah
onların sayısını artırsın. Okulu sık sık ziyaret ederler. Öğretmenleri ziyaret
ederler. Hem de hepsini. İçinde Beden Eğitimcisi, Müzikçi ve Resimcisi de
dahil. Önce öğretmenlerin hatırlarını sorarlar. Sonra çocuklarının durumlarını
sorarlar. Ve öğretmenden tavsiye isterler. “Hocam, bu çocuğa ne yapalım? Nasıl
destekleyelim?” derler. İşte o veliler ve görüştükleri öğretmenler sayesinde
eğitimimiz güçleniyor ve güçlenecek.
Bazı veliler var ki öğretmeni ve
okul idaresini ziyaret ederler ve “yapabileceğimiz bir şey var mı?”,
“Okulumuzun bir ihtiyacı var mı?” diye sorarlar. İşte o veliler ve destekleri
sayesinde eğitimimiz güçleniyor ve güçlenecek. Amma ve lakin, bu velilerin
sayısı çok az. Keşke artırabilsek sayılarını. Okuldan istenen herhangi bir para
konusunda bir sürü dedikodu çıkar. Okul idaresi ve öğretmen bu para meselesini
anlatana kadar çatlar. Bunu da zaten yalnızca gelen birkaç veliye anlatabilir.
Öğretmen okula aç gelen öğrenciye
bir şeyler öğretmekle uğraşmalı. Kahvaltı yapmadan, öğle yemeği yemeden gelen
öğrencinin beynine bir şeyler sokmaya çalışmalı. Bunlarla tek başına
uğraşmalıdır.
Öğretmen ödev verse bir suç,
vermese bir suç. “yav, bu öğretmen de hiç ödev vermiyor, nasıl öğrenecek bu
çocuklar” diyen veliler vardı. Bir ara öğretmen bu şikayetlerden rahatsız olmuş
ve ödev vermiş. Bu sefer veli şöyle diyor: “yav, vermedi vermedi dedik, bu
seferde çocuğun canı çıkıyor ödev yapmaktan.” Ne yapsın bu öğretmen? Veliyi mi,
müdürü mü, hangisini memnun edecek? Hiç kimsenin öğretmen ve öğrenciyi düşündüğü
yok.
Tabi bazı öğretmenler var, okula
gelirken iki çanta ile gelir. Çanta taşımaktan fıtık olur. Ama bir yıl boyunca
elinde bir kitap ile gelen öğretmenler de var. Neden birkaç öğretmen için tüm
öğretmenler suçlanıyor ki? Yazık, o çalışkan olan öğretmenler öbür
arkadaşlarının da yükünü çekmek zorunda kalıyorlar.
Allah tüm eğitimcilerimizin
yardımcısı olsun.
Gaziantep’imiz sanayisi ile
gelişmiş bir il. Türkiye’nin altıncı büyük kenti. Ama bu büyüklük sanayi ile
büyüklük. Eğitimde bunu yakalayamadık. Nasıl yakalayalım ki? Neden öğrenci
okula gitsin ki? Nasıl olsa bir sürü fabrika var. Birisinden birisinde illa ki
iş bulur. Peki öyleyse neden gençliğini derse deftere versin ki? Gezer, tozar,
gününü gün eder. Sonra elbet bir iş bulunur. Zira anne ve babası ona farkında
olmadan bir şey söyler, bu da öğrencinin beynine işler: “Yavrum derslerine
çalışırsan kendin için, bize birşeycik olmaz. Okulda başarılı olamazsan seni
bir işe koyarız, gider çalışırsın. Ya da benimle dükkana gelirsin.” Sözüm ona
bu bir tehdit. Çocuk bu cümleyi duyduktan sonra korkacak, ders çalışacak ve
başarılı olacak. Halbuki çocuk bunu farklı anlar. Bu cümleden çocuk ne anlar
biliyor musunuz? “Tamam, sıkıntı yok. Okul olmazsa babamlar beni bir işe
koyacaklar.” der. Ve derse beklendiği kadar çalışmaz.
Gaziantep insanı çalışır.
Çalışmayı sever. Çalıştığı ile kazandığını yemeyi de sever. Çalışır ve işini
büyütür. Yıllardan beri bu böyle olmuştur. Aile şirketleri kurulmuştur. Bu
şirketler büyümüştür. Babalar için evlatları önemli. Çünkü kendilerine yardım
edecekler. İşi devralacaklar. Öyleyse okula verilen zaman bazen bir kayıptır.
Okula gidip aylak aylak dolaşacağına babasına yardım etsin. Bu mantıkla, uzun
yıllar boyunca çocuklar babalarının iş yerinde yardım ettiler. Okulda çok
başarılı olmayan genç, para kazanmaya başladı. Daha da zenginleşti.
Arkadaşlarına örnek oldu: “o da derslere çalışmadı ama zengin oldu” dedi
arkadaşları. Gün geldi, tesis büyüdü, tesis için yeni ve nitelikli elemanlar
gerekmeye başladı. Burası Gaziantep, bulunur tabi. Bulundu da, bulunanların
ihtiyaç duydukları ya da istedikleri maaşlar yüksek oldu. Bu durumda babalar
pişman oldular. “Keşke bizim oğlanı okutsaydık, şimdi şu müdüre bu kadar para
vermek zorunda kalmazdık.” İş yerinde yapmak istedikleri atılımlar için farklı insanlar
gerekti. Ancak bu dakikadan sonra eğitime bakış açımız değişmeye başladı. Fakat
geç kalmıştık. Zararın neresinden dönsek kârdır dedik. Gazianteplinin eğitime
bakış açısı çok değişti. Şimdilerde “hiç değilse askerde rahat etmek için oku.”
demeye başladık. Hele ki Valiliğimiz ve İl Milli Eğitim Müdürlüğümüzün
çalışmaları çok heyecan ve umut verici bir durumda.
Ben ilgili ve yetkili makamların
yapmaları gerekeni yaptıklarına inanıyor ve bunu görüyorum. Fatih adlı proje
için çok çaba harcanıyor. Okullara takmaya başladıkları o akıllı tahta çok
büyük bir yatırımmış. Ve öğrencilere tablet bilgisayar dağıtılmaya başlandı. Bu
cihazların kullanılmasını sağlamak bizim sorumluluğumuzda. Öğretmen okulda
dersini anlatacak ve ödevini verecek. Bunun yapılmasını sağlamak bizim ödevimiz
olmalı. Biz dikkat etmezsek ne olur: o tablet üzerinde oyun oynar, internette
gezer, arkadaşları ile mesajlaşır. Ödev yapmayınca ne yalanlar uyduruyorlarmış
okulda bizim çocuklar, inanamazsınız. Belki de siz o gün hastanede yattınız; bir
yakınınız vefat etti, eve giderken kaza geçirmişsinizdir.
Sıra biz velilerde.
Eğitimde başarı için herkesin
birlikte çalışması gerektiğini bilmeyen yok. Ama bu birlikteliği yapan çok az.
Her şey ve herkes öğrencinin etrafında toplanmalı. Veli, öğretmen, okul idaresi
bir araya gelmedikçe istediğimiz başarıyı bence yakalayamayız. Öğrenci her
yönden sarıldığını bilmeli. Bu bir araya gelmeler sık sık olmalı. Bütün okul
velilerinin bir araya gelmesinden ziyade sık sık ama sınıf olarak bir araya
gelmeliyiz. Öğrencilerimize ve okulumuza neler yapabiliriz; onu konuşmalıyız.
Herkes bu iş için elini taşın altına sokmalı. Öğretmenlerimizin
yönlendirmelerini dikkate alarak hemen uygulamalıyız.
Eeee, herkes gibi ben de eğitim ile ilgili yazdım. Ama gördüklerimi ve duyduklarımı yazdım. Uydurmadan, hava, tafra atmadan.